Montag, 21. März 2016

NÜFUS KAYIT ÖRNEKLERİNE GÖRE PADİŞAH EŞLERİ

Uzun senelerdir Osmanlı Sarayı Haremini ve Osmanoğullarının Seceresini araştırıyorum. Osmanoğulları ile akraba olan ailelerin bazılarına ulaşabildim ve araştırmalarım için tarafıma verilen belge ve bilgileri çalışmalarımda kullandım.
Özellikle Nüfus Kayıt Örnekleriyle bazı Tarih Kitaplarında neşredilen Osmanoğullarının seceresindeki bilgiler birbirleriyle örtüşmüyor. Padişah eşleri ve gelinlerinin doğum tarihleri ve doğum yerleri çoğunlukla yanlış yazılmıştır.

19.YY'da Padişah eşleri ve gelinlerinin hemen hepsi Kafkasyalıdır. Osmanlı İmparatorluğunda ilk Nüfus Sayımı (Kadın ve Erkek) 1905 yılında gerçekleşmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarının Nüfus Kayıtları işte bu sayıma dayanmaktadır.

1905 yılında ki sayımdan önce 1885 senesinde İstanbul'da Hane'ye özel kayıtlarda yapılmıştır. Bu tarihlerden önce de (yanlız Erkekler) Askeri sayımlar yapılmıştı. Bu bilgiler Başbakanlık Osmanlı Arşivinde muhafaza ediliyor.

Padişah Eşleri ve Gelinleri'nin kayıtlarını ihtiva eden Nüfus Kayıt Örnekleri tahmin edileceği gibi ancak 19. ve 20.YY da yaşamış olanları kapsamaktadır.

Merhum Sn Yılmaz Öztuna'nın muazzam eseri Devletler ve Hanedanlar Serisi çok önemli bir kaynaktır. Lakin bu eserde Padişah eşleri ve gelinlerinin çoğunluğunda (özellikle 19.YY) doğum yeri ve doğum tarihi bilgileri Nüfus Kayıt Örneklerindeki kayıtlarla örtüşmemektedir.  Aynı şekilde Anthony Dolphin Alderson'un The Structure of the Ottoman Dynasty eserindeki bilgilerin hatalı olduğu görülmektedir.

Bu konuda daha kapsamlı bir araştırmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Ama Nüfus Kayıtlarına ancak ailelerin özel izni verildiği takdirde ulaşmak mümkündür. Böylelikle araştırmalar duraksamaktadır ve akademisyenler eski yayımlarda verilen bilgileri kullanmak mecburiyetinde kalıyorlar.

Araştırmaları kolaylaştırmak için Osmanoğlu soyuna evlilikle dahil olmuş kişiler hakkında yeni bir Proje hayata geçirilmesi lazım. Bu Proje'nin ana hedefi: Haseki, Kadınefendi, İkbal, Gözde, Odalık ünvanlarını taşımış Osmanlı Hanedan kadınlarının kimliklerini tesbit ederek liste halinde yayımlamısı olması gereklidir.
Ancak bu şekilde sözkonusu aileler Nüfus Kayıt Örneklerinin akademik çalışmalarda kullanılmasını onaylamaları olasıdır.

***


Sonntag, 28. Februar 2016

MAHFİRUZ SULTAN VE ÇOCUKLARI

Şimdilerde Türkiye de yayımlanan Muhteşem Yüzyıl Kösem dizisinin son bölümün de Mahfiruz Sultan karakteri diziden çıkarıldı. Bu çok büyük bir hataydı, çünki gerçek tarihte Mahfiruz Sultan oğlu II.Osman'ın tahta çıkışını görmüş ve böylece Valide Sultan olmuş bir şahsiyettir. Aslında 21 Ekim 1620 tarihinde, hasta olduğundan tedavide bulunduğu Üsküdar'da bir mesire Köşkte ölmüştür.

Şark tarihcisi Agafangel Krimski'nin araştırmalarında bulunan ve Mahfiruz Sultan ve üç çocuğunu gösteren bir resmi, Prenses Tatjana Akçurina'nın müsadesiyle buraya ekliyorum.

Mahfiruz Sultan ve çocukları II.Osman, Bayezid ve Süleyman, yaklaşık 1619

Hatice Mahfiruz Valide Sultan (1590 - 1620) tarihi vesikalarda adı Mahfiruz binti Elmirza ve Hatice Mahi-firuza binti Elkas Mirza yazılıdır.
Çerkes prensi Alkas Mirza'nın kızıdır. Kardeşleri: Janhot Mirza, Fatma Şahincan Hatun ve Ali Mirza. Ablası Şahincan Hatun ünlü celali Abaza Mehmet Paşa'nın eşidir, ayrıca 1620 yılında Mahfiruz Sultan ölünce onun yerine Valide Sultanlık yapmıştır.


Montag, 9. November 2015

ÇERKES HASAN BEY

Çerkes Hasan Bey'i bilirmisiniz? Hayır mı? Bilmeyenler için:

Çerkes Hasan Bey kendi adıyla meşhurlaşmış Çerkes Hasan Vakası'nın kahramanıdır. 15 Haziran 1876 tarihinde Hüseyin Avni Paşa'yı ve adamlarını bir toplantı esnasında öldürmüştür. Sebep? Çerkes Hasan Bey, Sultan Abdülaziz'in kayınbiraderi ve padişahın eşi Nesteren Neşerek Kadınefendi'nin kardeşiydi. 
Sultan Abdülaziz 30 Mayıs 1876 tarihinde bir darbe sonucu tahttan indirilmişti. Darbeyi planlayanlar  Hüseyin Avni ve Mithat Paşalar'dı. 
Sultan Abdülaziz ve ailesi 30 Mayıs 1876 günü Dolmabahçe Sarayından Topkapı Sarayına götürülürken padişahın dördüncü eşi olan Nesteren Neşerek Kadınefendi'ye ağır hakaretler edilmişti. Padişah ailesinin Saray'dan çıkartılmasına nezaret eden askerlerden Sami Bey adında bir subay Kadınefendi'nin boynuna doladığı şalı, altında mücevher sakladığını düşündüğünden aniden çekip indirmişti. Nesteren Neşerek Kadınefendi neye uğradığını anlayamadan derhal Dolmabahçe rıhtımında hazır bulunan kayığa atlamıştı. O sırada şiddetli bir yağmur yağıyordu. Omuzları açık kalan Kadınefendi de baştan ayağa ıslandı. Bunun neticesi olarak hastalandı. Kocası Sultan Abdülaziz 4 Haziran 1876 tarihinde bilekleri kesilierek intihar süsü altında katledildiğinde, zaten sallatında bulunan sağlığı, bu son olaya dayanamayarak 11 Haziran 1876 tarihinde genç yaşında öldü. 
Hasan Bey ablasının ve eniştesinin ölümünden sonra intikam ateşiyle yanıp kavrulmaya başladı. Bu yüzden sevdiklerinin felaketine sebep olan Hüseyin Avni Paşa ve adamlarını öldürmeye yemin etti. Ama Hüseyin Avni Paşa, Hasan Bey'in ne kadar tehlikeli olduğunu biliyordu, bu yüzden onu başka bir Vilayete tayin etmek istiyordu. Uyum sağlıyor gibi görünen Hasan Bey gizliden intikam almak için hazırlanıp 15 Haziran 1876 günü akşam saatlerinde Mithat Paşa'nın Bayezit de ki konağına gitti, çünki Hüseyin Avni ve adamları Mithat Paşa'nın konağında darbelerinin başarılı olmasını kutluyorlardı. Engellenmeden konağa giren Hasan Bey toplantı salonunu basarak: >Davranmayın!< diye bağırdı ve elindeki silahıyla Paşa'lara ateş etti. Can havliyle yan odaya firar eden Hüseyin Avni Paşa saklanmaya çalışırken Paşa'nın üzerine atladı. Belinde bağlı Çerkes kamasını >Deyyus, canını almaya geldim< deyip Paşa'nın kalbine sapladı. Hüseyin Avni Paşa'yı öldürmesinden sonra Hariciye Nazırı Raşid Paşa'yı ve konağın hizmetlilerinden birinide öldürdü. 
Hasan Bey kendisini tutmaya çalışan Bahriye Nazırı Kayserili Ahmet Paşa'nın ellerini doğradı. Nihayet konağa yetişen askeri birlikler Hasan Bey'i tutuklarken kendisine hakaret eden Kolağası Şükrü Bey'i ve bir subayı öldürdü. Böylece toplam 5 kişinin canını almış oldu. 
Hasan Bey tutuklanarak Bekir Ağa Bölüğüne hapsedildi. Çatışmadan ağır yaralı çıktığı halde yaralarının tedavi edilmesini katiyyen red etti. Ertesi günü mahkemeye sevk edilip, kısa bir duruşmadan sonra ölüme mahkum edildi. 

Çerkes Hasan Bey 17 Haziran 1876 tarihinde Beyazıt Meydanında asılarak idam edildi. Naaşı Edirnekapısı Mezarlığında defn edildi. Sonradan Sultan II. Abdülhamit mezarı üzerine bir şehit anıtı diktirdi ve idam edildiği Dutağacınıda kestirdi.

İdamından sonra halk arasında kahraman ilan edilip anısına şiirler yazıldı.

Şimdi burda Çerkes Hasan Bey'in ailesi  hakkında detaylı bilgileri paylaşmak istiyorum. Hasan Bey'in ailesinden olan saygıdeğer Bihter Zeveş Hanımefendi'ye bilgi ve belgelerini paylaştığı için çok teşekkür ederim.

Çerkes Hasan Bey'in babası İsmail Bey Çerkes Ubuh kavmi'nin asilzadelerinden olan Zevş-Barakay ailesine mensuptu. Bazı tarih kitaplarında ve ansiklopedilerde Hasan Bey'in doğum yeri olarak Silivri belirtilmektedir ki bu doğru değildir. Hasan Bey Ubuh topraklarında, yani Kuzey Kafkasya'da 1850 yılında dünyaya gelmiştir.
İsmail Zevş-Barakay'ın bilinen 3 çocuğu vardı, en büyükleri Nesteren Hanım'dı ve 1849 yılında doğmuştu. Ortanca evladı Hasan Bey'di ve en küçük oğluda 1851 doğumlu olan Osman Bey'di.
İsmail Bey ve ailesi 1864 yılında Kuzey Kafkas halklarının Ruslara karşı yenilmesinden sonra İstanbul'a göçmüşlerdir. Öncelikle Adapazarı'na ve daha sonra Çerkes Ubuh olan Pertevniyal Valide Sultan'ın yardımıyla İsmail Bey ve ailesi Silivri Alipaşa köyüne yerleşmişlerdi.
Bu sırada İsmail Bey'in kızı Nesteren Hanım Saraya girerek 1868 yılında Sultan Abdülaziz'le evlendi.Osmanlı Saray adetine göre Nesteren Hanım'a yeni bir isim verildi ve adı Neşerek oldu. Bazı kaynaklarda ismi Nesrin olarakta geçmektedir, ama asıl adı Nesteren'di. 
Nesteren Hanım'ın Sultan Abdülaziz'den iki çocuğu oldu: Şehzade Şevket Efendi ve Emine Sultan. Kardeşi Hasan Bey ise padişahın en büyük oğlu Şehzade Yusuf İzzettin Efendi'nin yaverliğine tayin edildi. Babası İsmail Bey de Büyük Çekmece Kaymakamı görevine getirildi. Küçük kardeşi Osman Bey ise Bahriye Mektebine dahil edildi. Sultan II. Abdülhamit döneminde Osman Bey İstanbul Vapur Memuru olarak Mirliva rütbesine kadar yükselebildi, ama genç denebilecek bir yaşta 1894 yılında Beşiktaş'ta ki Konağında öldü. 
Hasan Bey'in babası İsmail Bey 1875 yılında öldü ve Silivri de ki Piri Paşa Camii Haziresine defn edildi.

Zevş-Barakay Osman Paşa'nın dört çocuğundan ailesi halen devam etmektedir. Silivri Ali Paşa Köyünde ki topraklarını İsmail Bey'in yanında getirdiği maiyet mensuplarının ailelerine bırakmışlardı. 

Tarafıma sunulan Nüfus Kayıt Örneklerin de Hasan Bey'in Hicri 1266 (Miladi 1850) senesinde Çerkezistan'da doğduğu yazıyor. Ayrıca evli olduğu'da kayıtlı. Bütün tarih kitaplarında Hasan Bey'in bekar olduğu yazarken Nüfus Kayıtlarında evli olarak kayıt edilmiş. 

Zevş-Barakay ailesi Soyad Kanunu'nun 1934 yılında yürürlüğe girmesinden sonra Zeveş, Burak ve Berrak soyadlarını almışlardır.





Mittwoch, 21. August 2013

Mahidevran Sultan için İmza Eylemi

Geçen gün samimi arkadaşlarımdan Günseli Özgür beni aradı ve Mahidevran Sultan'ın ailesinin bir İmza Eylemi başlattığını anlattı. Zaten Mahidevran Sultan'ı, şimdilerde çok popüler olan Muhteşem Yüzyıl dizisi'nin yayımlanmasından öncede bilirdim. Ama Haseki-Sultan'ın ailesinin medyada kendilerini tanıtmalarından sonra bu aileye karşı ilgim arttı.

Mahidevran Sultan'ın yaşamı aslında bir dramatik Roman'a benziyor. Dizide bu trajik hayat maalesef iyi uyumlanamamış. Aslında Temrukoğlu ailesinin röportajlarından TİMS Prodüksiyon şirketi dizi için mükemmel malzeme edinebilirlerdi. Düşünün, Mahidevran Sultan'ın kız kardeşleri yanına geliyorlar ve kaderini paylaşıyorlar. Zarif ve güzel çerkes prenseslerini dizide göstermek ne kadar mükemmel olurdu. Ayrıca dizi'nin serüvenini heyecanlandırabilirdi, ama maalesef TİMS Prodüksiyon verilen bu ender bilgileri kullanmadı. Hatta kullanmamak için bu güne dek direniyorlar. Bu inatları yüzünden dizinin kaletisini her yeni bölümle düşürüyorlar. Yazık aslında, hatalar düzeltilseydi ismine gerçekten hakkıyla layık bir eser olabilirdi. Ne yazıkki olaylar böyle gelişmedi ve dizinin negatif şekilde toplumu etkiledi.

Muhteşem Yüzyıl dizisi 2011 senesinde yayıma başladığında çok beğenmiştim. Diziyi beğenmem rahmetli Meral Okay'dan kaynaklanıyordu, çünkü hazırladığı senaryo süperdi. Yaşasaydı büyük bir olasılıkla Temrukoğlu ailesinin verdiği bilgileri değerlendirirdi. Duyduğum kadariyle Meral Hanım'ın Çerkes akrabaları varmış ve hiç yoktan bu yüzden yeni bilgileri senaryoda kullanırdı. Keşke dizinin geçmişi başka türlü, yani daha iyi gelişseydi. Biz fransızlar bile Muhteşem Yüzyıl dizisine ilgi duymaya başlamıştık, fakat dizi kalitesini kaybedince bizimde ilgimiz kayboldu.

Dizinin eski seviyesine ulaşabilmesi ve tarihi gerçeklere yakın bir senaryo'nun uygulanması için Temrukoğlu ailesinin başlattığı İmza Eylemini destekliyorum ve Mahidevran Sultan hayranlarınada bu eylemi desteklemelerini tavsiye ve rica ediyorum.

Umarım yakında Muhteşem Yüzyıl dizisinde Çerkes prensesleri görmek mümkün olur ve diziyi seyretme isteğimiz bu sayede geri gelir.

İmza Eylemi için bu linkten detaylı bilgiler edinebilirsiniz: Mahidevran Sultan için İmza Eylemi

Ayrıca Temrukoğlu ailesi çok haklı, tarihe karşı vicdani borcumuzu yerine getirelim ve özellikle Mahidevran Sultan'a ve ailesine hak ettikleri saygıyı gösterelim.





Freitag, 25. Januar 2013

Sultan Abdulmecit'in gayri resmi oğlu kim?

Bir ara türk kanallarında yayımlanan tarih programında Sultan Abdulmecit'in gayri resmi bir oğlu'nun olduğu ortaya atılmıştı. Bu konu artık dilden dile konuşulmaya başladı. Ama aslında Abdulmecit'in bahis mevzuu olan gayri resmi çocuğunun kimliği henüz açıklanmadı. Netice padişahın gayri resmi bir oğlu varmış ama kimin olduğunu kimse bilmiyor.

Murat Bardakçı Tarihin Arka Odası isimli programında dedikodulara konu olan gayri resmi "Şehzade'nin" oğlunun bir kuzini ile evlendiğini ve bu yüzden 1924 yılında Hanedan sürgün edilince eşiyle beraber memleketi terketmek mecburiyetinde kaldığını açıklamıştı.

Şimdi biraz dedektiflik ile padişahın gayri resmi çocuğunun kimliğini çıkarmak kolay. Öncelikle konu olan güya şehzade 33 sene hüküm süren Abdulhamit'ten yaşca büyükmüş. Peki Abdulhamit'in doğum tarihi kaç? Demekki 1842'den önce doğmuş olması lazım. Güya şehzade'nin oğluda bir Sultan'la evlendiği için 1924 de sürgüne çıkmış. Hanedan'nın sürgün listesine bakmak lazım. Hangi Sultan'ın eşi gayri resmi bir Şehzade'nin oğlu olabilir?

Zülüflü İsmail Paşa'nın oğlu Ali Haydar Bey büyük bir olasılıkla söz konusu gayri resmi şehzadenin oğlu olabilir.

Montag, 14. Januar 2013

Muhteşem Yüzyıl Dizisindeki Kadınların konumu

Muhteşem Yüzyıl dizisini seyredenler bilir, dizi de ki bütün kadınlar (birtek padişahın kızkardeşleri hariç) erkeklerin ellerinde adeta birer oyuncak. Padişah/Paşa/Bey/Efendi farketmez hatunlarla dilediklerini yapıyor. Dizideki erkek karakterler kadınları ellerinin kiri gibi kullanıyorlar. Peki kadınların bu ahlaksız ve adaletsiz hareketlere tepkileri ne oluyor??? Hiçbirşey, kuzu gibi adamların istediklerini yapıyorlar. Ne güzel değilmi?! Resmen erkekler için hayal alemi. Özellikle saraydaki kadınlar, hani köleya bunlar, azarlandıklarında, hakarete maruz kaldıklarında kendilerini müdafaa edecek tek bir emare yok. Herşeye evet, herşeye amin. Olacak iş mi bu??? Ayrıca dizinin senaristinin bir erkek olması önemli bir unsur olabilirmi?

Tamam, neticede bir dizi, tarihi gerçekleri yansıtmıyor, ama bu diziyi binlerce kişi seyrediyor ve örnek alıyor. Tarihi gerçekleri yansıtmıyor derken, gerçekte Kanuni döneminde kadın hakları ne durumdaydı? Elbette erkeklerin hakkı ve salahiyeti daha fazlaydı, ama öyle erkeğin aklına estiği gibi kadını aşağılaması, zorbalık yapmasıda söz konusu değildi. Özellikle sarayda bu imkansızdı. Sarayda her cariyenin belli rütbesi ve vazifesi vardı. Herkes sıkı kurallara göre yaşıyordu. Rütbelerine göre de nüfuz ve imtiyazları vardı.

Baş Hazinedar Kalfa'dan başlayıp, Kethüda Kalfa, Katibe Kalfa, Hünkar Kalfaları, Orta hizmeti gören kalfalar, Acemi Kalfalar...yani haremde o kadar çok rütbe ve makam varki, avrupa sarayları osmanlının yanında halt etmiş. Katibe Kalfa bile resmi vesikalarda Katibe Kalfa Hazretleri diye zikredilirken sarayda ki konumunu artık siz düşünün. Öyle Ayşe, Fatma gibi basitleştirilmelerinin ne kadar yanlış ve hakaretten başka birşey olmadığı ortada! Ayrıca basit bir köle durumuna düşürülmeleri gerçekten acı verici değilmi?!

Muhteşem Yüzyıl dizisinde koca Osmanlı Haremi bir nevi dişi geyik sürüsü ve haremin efendiside, yani Padişah, erkek geyik olarak tasfir ediliyor. Bütün dişi geyik sürüsü efendilerinin peşinde dolaşıp duruyor. Çiftleşme vakti gelince de erkek geyik gönlüne göre bir dişisini kullanıyor. İşte Muhteşem Yüzyıl dizisinde ki harem ve efendi manzarası.

Bir kadın olarak bu aşağılanmayı kabul etmek ne mümkün. Hatta erkek kadın farketmez, vicdan sahibi bir insan bu ahlaksızlığı ve adaletsizliği gerçekten tasvib edebilirmi?

Belki fransız olduğum için olayı farklı görüyorum. Ama herşeye rağmen osmanlı tarihi ve islam kültürünü okumuş bir insan olarak, gözlerimi bu rezalete kapayamıyorum.

Hürmetlerimle  

Dienstag, 1. Januar 2013

Mahidevran Haseki Sultan'ın ailesi hakkında

Kanuni Sultan Süleyman'ın eşlerinden Mahidevran Haseki'nin gerçek kökeni hakkında bir blog yazmıştım. Şimdi de ailesinin geçmişi hakkında yeni bilgiler edindiğimden bunları herkesle paylaşmak istiyorum.

Ciddi bir tarihçi yeni bilgiler edindiği takdirde düzgün ve detaylı bir araştırmaya başlar. Bu araştırmalarınada tatmin edici bir sonuç elde edene dek devam eder. Bende aynısını yaptım. Gazete de Mahidevran Haseki'nin büyük yeğeni Perizat Temrukoğlu'nun röpörtajını okumamdan sonra, orada verilen bilgiler doğrultusunda araştırmalarıma başladım. Öncelikle Başbakanlık Osmanlı Arşivinde 17. YY. ait bir döküman buldum. Bu dökümanda Kırım Giray Hanlarından birinin Temruk kalesinin tamir edilmesini istediği yazıyor (1). Ayrıca belgede bahis mevzu olan kalenin Kuban nehri kıyısında ve Taman denilen bir yerde bulunduğunu belirtiyor. Hemen internet üzerinden Google Maps yardımıyla yazılan yeri araştırdım ve gerçektende buldum. Taman küçük bir şehir, ayrıca Karadenizin kuzeyinde ve Kırım Yarımadasına komşu olan bir başka Yarımada. Hatta Temruk'un sadece bir kale değil bir şehir olduğunu öğrendim. Şehrin tarihçesini okuduğumda şu bilgileri edindim:

- Moğolların 11. YY. Kuban ovasını istila etmelerinden sonra şu anki Temruk'un bulunduğu yere 1237 senesinde bir yerleşim yeri kurmuşlar.

- 14. YY. ise Moğolların kurduğu yerde Cenovalılar "Copa" adında bir ticaret kolonisi oluşturmuşlar.

- 1483 senesinde ise Kırım tatarları "Copa'yı" istila edip kendi hakimiyetleri altına geçirmişler. Şehrin isminide Tumnev olarak değiştirmişler.

- 16. YY. vardığımızda Çerkez-Kabardey Prensi Temruk İadaroviç (osm. Haydar oğlu Temruk Bey), yani Mahidevran Haseki'nin erkek kardeşi, Kırım Tatarlarının elinde bulunan Tumnev'i Rusların yardımı ile alıp şehrin adını Temruk olarak değiştirmiş. Tatarlar tarafından Kuban nehri kıyısında inşaa ettikleri kaleyi de Prens Temruk dahada büyüterek orada oturmuş. O tarihten itibaren şehrin adı birdaha değiştirilmemiş ve Temruk olarak kalmış.

- Temruk Hanedanı Osmanlıların 17. YY. Kuzey Karadeniz sahillerini hakimiyetleri altına geçirmelerine dek Temruk'daki Kalelerinde oturmuşlar.  

Temruk Şehri


Temruk Şehri ve Taman yarımadası


Mahidevran Haseki'nin ailesinin geçmişini merak eden sadece Temruk şehrinin tarihçesini okumaları kafi. Ayrıca Vikipedi de Mahidevran başlığını kim yazdıysa bilgileri bir an önce düzeltmelerini tavsiye ederim. Ne de olsa insanların yanlış bilgilenmesini istemiyoruz değilmi?!

Bu yaptığım kısa ve çok kolay araştırmayı her Tarihçi, hatta tarihçi olmaya bile gerek yok, herkes yapabilirdi. Birde bazı kişiler "Mahidevran Haseki'nin Arnavut veya Kırımlı olduğunu tahmin ediyoruz" yazıyorlarya - oturup ağlamak mı lazım veya gülmek mi lazım bilemiyorum. Halbuki gerçek ortada.

Mahidevran Haseki'nin babası Prens İdar'ın dokuz çocuğu vardı. Bunlardan en ünlüleri Mahidevran Haseki ve Temruk Bey'di.


Kaynakça:

(1) BOA 26 Rebiulahir 1172 (Hicri) - 27.12.1758 (Miladi)  /  Fon Kodu. C..AS.. / Dosya No. 557 / Gömlek No. 23378

Temruk Şehri'nin Rus Vikipedisindeki Başlığı

06.10.2012 Cumhuriyet Gazetesi / Başlık: İşte Gerçek Mahidevran 

16.12.2012 Habertürk Gazetesi / Başlık: Mahidevran Sultan'ın kanserle pençeleşen torunu (burada haberi yazan gazeteci hata yapmış, torunu yerine yeğeni yazması lazımdı)