Montag, 9. November 2015

ÇERKES HASAN BEY

Çerkes Hasan Bey'i bilirmisiniz? Hayır mı? Bilmeyenler için:

Çerkes Hasan Bey kendi adıyla meşhurlaşmış Çerkes Hasan Vakası'nın kahramanıdır. 15 Haziran 1876 tarihinde Hüseyin Avni Paşa'yı ve adamlarını bir toplantı esnasında öldürmüştür. Sebep? Çerkes Hasan Bey, Sultan Abdülaziz'in kayınbiraderi ve padişahın eşi Nesteren Neşerek Kadınefendi'nin kardeşiydi. 
Sultan Abdülaziz 30 Mayıs 1876 tarihinde bir darbe sonucu tahttan indirilmişti. Darbeyi planlayanlar  Hüseyin Avni ve Mithat Paşalar'dı. 
Sultan Abdülaziz ve ailesi 30 Mayıs 1876 günü Dolmabahçe Sarayından Topkapı Sarayına götürülürken padişahın dördüncü eşi olan Nesteren Neşerek Kadınefendi'ye ağır hakaretler edilmişti. Padişah ailesinin Saray'dan çıkartılmasına nezaret eden askerlerden Sami Bey adında bir subay Kadınefendi'nin boynuna doladığı şalı, altında mücevher sakladığını düşündüğünden aniden çekip indirmişti. Nesteren Neşerek Kadınefendi neye uğradığını anlayamadan derhal Dolmabahçe rıhtımında hazır bulunan kayığa atlamıştı. O sırada şiddetli bir yağmur yağıyordu. Omuzları açık kalan Kadınefendi de baştan ayağa ıslandı. Bunun neticesi olarak hastalandı. Kocası Sultan Abdülaziz 4 Haziran 1876 tarihinde bilekleri kesilierek intihar süsü altında katledildiğinde, zaten sallatında bulunan sağlığı, bu son olaya dayanamayarak 11 Haziran 1876 tarihinde genç yaşında öldü. 
Hasan Bey ablasının ve eniştesinin ölümünden sonra intikam ateşiyle yanıp kavrulmaya başladı. Bu yüzden sevdiklerinin felaketine sebep olan Hüseyin Avni Paşa ve adamlarını öldürmeye yemin etti. Ama Hüseyin Avni Paşa, Hasan Bey'in ne kadar tehlikeli olduğunu biliyordu, bu yüzden onu başka bir Vilayete tayin etmek istiyordu. Uyum sağlıyor gibi görünen Hasan Bey gizliden intikam almak için hazırlanıp 15 Haziran 1876 günü akşam saatlerinde Mithat Paşa'nın Bayezit de ki konağına gitti, çünki Hüseyin Avni ve adamları Mithat Paşa'nın konağında darbelerinin başarılı olmasını kutluyorlardı. Engellenmeden konağa giren Hasan Bey toplantı salonunu basarak: >Davranmayın!< diye bağırdı ve elindeki silahıyla Paşa'lara ateş etti. Can havliyle yan odaya firar eden Hüseyin Avni Paşa saklanmaya çalışırken Paşa'nın üzerine atladı. Belinde bağlı Çerkes kamasını >Deyyus, canını almaya geldim< deyip Paşa'nın kalbine sapladı. Hüseyin Avni Paşa'yı öldürmesinden sonra Hariciye Nazırı Raşid Paşa'yı ve konağın hizmetlilerinden birinide öldürdü. 
Hasan Bey kendisini tutmaya çalışan Bahriye Nazırı Kayserili Ahmet Paşa'nın ellerini doğradı. Nihayet konağa yetişen askeri birlikler Hasan Bey'i tutuklarken kendisine hakaret eden Kolağası Şükrü Bey'i ve bir subayı öldürdü. Böylece toplam 5 kişinin canını almış oldu. 
Hasan Bey tutuklanarak Bekir Ağa Bölüğüne hapsedildi. Çatışmadan ağır yaralı çıktığı halde yaralarının tedavi edilmesini katiyyen red etti. Ertesi günü mahkemeye sevk edilip, kısa bir duruşmadan sonra ölüme mahkum edildi. 

Çerkes Hasan Bey 17 Haziran 1876 tarihinde Beyazıt Meydanında asılarak idam edildi. Naaşı Edirnekapısı Mezarlığında defn edildi. Sonradan Sultan II. Abdülhamit mezarı üzerine bir şehit anıtı diktirdi ve idam edildiği Dutağacınıda kestirdi.

İdamından sonra halk arasında kahraman ilan edilip anısına şiirler yazıldı.

Şimdi burda Çerkes Hasan Bey'in ailesi  hakkında detaylı bilgileri paylaşmak istiyorum. Hasan Bey'in ailesinden olan saygıdeğer Bihter Zeveş Hanımefendi'ye bilgi ve belgelerini paylaştığı için çok teşekkür ederim.

Çerkes Hasan Bey'in babası İsmail Bey Çerkes Ubuh kavmi'nin asilzadelerinden olan Zevş-Barakay ailesine mensuptu. Bazı tarih kitaplarında ve ansiklopedilerde Hasan Bey'in doğum yeri olarak Silivri belirtilmektedir ki bu doğru değildir. Hasan Bey Ubuh topraklarında, yani Kuzey Kafkasya'da 1850 yılında dünyaya gelmiştir.
İsmail Zevş-Barakay'ın bilinen 3 çocuğu vardı, en büyükleri Nesteren Hanım'dı ve 1849 yılında doğmuştu. Ortanca evladı Hasan Bey'di ve en küçük oğluda 1851 doğumlu olan Osman Bey'di.
İsmail Bey ve ailesi 1864 yılında Kuzey Kafkas halklarının Ruslara karşı yenilmesinden sonra İstanbul'a göçmüşlerdir. Öncelikle Adapazarı'na ve daha sonra Çerkes Ubuh olan Pertevniyal Valide Sultan'ın yardımıyla İsmail Bey ve ailesi Silivri Alipaşa köyüne yerleşmişlerdi.
Bu sırada İsmail Bey'in kızı Nesteren Hanım Saraya girerek 1868 yılında Sultan Abdülaziz'le evlendi.Osmanlı Saray adetine göre Nesteren Hanım'a yeni bir isim verildi ve adı Neşerek oldu. Bazı kaynaklarda ismi Nesrin olarakta geçmektedir, ama asıl adı Nesteren'di. 
Nesteren Hanım'ın Sultan Abdülaziz'den iki çocuğu oldu: Şehzade Şevket Efendi ve Emine Sultan. Kardeşi Hasan Bey ise padişahın en büyük oğlu Şehzade Yusuf İzzettin Efendi'nin yaverliğine tayin edildi. Babası İsmail Bey de Büyük Çekmece Kaymakamı görevine getirildi. Küçük kardeşi Osman Bey ise Bahriye Mektebine dahil edildi. Sultan II. Abdülhamit döneminde Osman Bey İstanbul Vapur Memuru olarak Mirliva rütbesine kadar yükselebildi, ama genç denebilecek bir yaşta 1894 yılında Beşiktaş'ta ki Konağında öldü. 
Hasan Bey'in babası İsmail Bey 1875 yılında öldü ve Silivri de ki Piri Paşa Camii Haziresine defn edildi.

Zevş-Barakay Osman Paşa'nın dört çocuğundan ailesi halen devam etmektedir. Silivri Ali Paşa Köyünde ki topraklarını İsmail Bey'in yanında getirdiği maiyet mensuplarının ailelerine bırakmışlardı. 

Tarafıma sunulan Nüfus Kayıt Örneklerin de Hasan Bey'in Hicri 1266 (Miladi 1850) senesinde Çerkezistan'da doğduğu yazıyor. Ayrıca evli olduğu'da kayıtlı. Bütün tarih kitaplarında Hasan Bey'in bekar olduğu yazarken Nüfus Kayıtlarında evli olarak kayıt edilmiş. 

Zevş-Barakay ailesi Soyad Kanunu'nun 1934 yılında yürürlüğe girmesinden sonra Zeveş, Burak ve Berrak soyadlarını almışlardır.





Mittwoch, 21. August 2013

Mahidevran Sultan için İmza Eylemi

Geçen gün samimi arkadaşlarımdan Günseli Özgür beni aradı ve Mahidevran Sultan'ın ailesinin bir İmza Eylemi başlattığını anlattı. Zaten Mahidevran Sultan'ı, şimdilerde çok popüler olan Muhteşem Yüzyıl dizisi'nin yayımlanmasından öncede bilirdim. Ama Haseki-Sultan'ın ailesinin medyada kendilerini tanıtmalarından sonra bu aileye karşı ilgim arttı.

Mahidevran Sultan'ın yaşamı aslında bir dramatik Roman'a benziyor. Dizide bu trajik hayat maalesef iyi uyumlanamamış. Aslında Temrukoğlu ailesinin röportajlarından TİMS Prodüksiyon şirketi dizi için mükemmel malzeme edinebilirlerdi. Düşünün, Mahidevran Sultan'ın kız kardeşleri yanına geliyorlar ve kaderini paylaşıyorlar. Zarif ve güzel çerkes prenseslerini dizide göstermek ne kadar mükemmel olurdu. Ayrıca dizi'nin serüvenini heyecanlandırabilirdi, ama maalesef TİMS Prodüksiyon verilen bu ender bilgileri kullanmadı. Hatta kullanmamak için bu güne dek direniyorlar. Bu inatları yüzünden dizinin kaletisini her yeni bölümle düşürüyorlar. Yazık aslında, hatalar düzeltilseydi ismine gerçekten hakkıyla layık bir eser olabilirdi. Ne yazıkki olaylar böyle gelişmedi ve dizinin negatif şekilde toplumu etkiledi.

Muhteşem Yüzyıl dizisi 2011 senesinde yayıma başladığında çok beğenmiştim. Diziyi beğenmem rahmetli Meral Okay'dan kaynaklanıyordu, çünkü hazırladığı senaryo süperdi. Yaşasaydı büyük bir olasılıkla Temrukoğlu ailesinin verdiği bilgileri değerlendirirdi. Duyduğum kadariyle Meral Hanım'ın Çerkes akrabaları varmış ve hiç yoktan bu yüzden yeni bilgileri senaryoda kullanırdı. Keşke dizinin geçmişi başka türlü, yani daha iyi gelişseydi. Biz fransızlar bile Muhteşem Yüzyıl dizisine ilgi duymaya başlamıştık, fakat dizi kalitesini kaybedince bizimde ilgimiz kayboldu.

Dizinin eski seviyesine ulaşabilmesi ve tarihi gerçeklere yakın bir senaryo'nun uygulanması için Temrukoğlu ailesinin başlattığı İmza Eylemini destekliyorum ve Mahidevran Sultan hayranlarınada bu eylemi desteklemelerini tavsiye ve rica ediyorum.

Umarım yakında Muhteşem Yüzyıl dizisinde Çerkes prensesleri görmek mümkün olur ve diziyi seyretme isteğimiz bu sayede geri gelir.

İmza Eylemi için bu linkten detaylı bilgiler edinebilirsiniz: Mahidevran Sultan için İmza Eylemi

Ayrıca Temrukoğlu ailesi çok haklı, tarihe karşı vicdani borcumuzu yerine getirelim ve özellikle Mahidevran Sultan'a ve ailesine hak ettikleri saygıyı gösterelim.





Freitag, 25. Januar 2013

Sultan Abdulmecit'in gayri resmi oğlu kim?

Bir ara türk kanallarında yayımlanan tarih programında Sultan Abdulmecit'in gayri resmi bir oğlu'nun olduğu ortaya atılmıştı. Bu konu artık dilden dile konuşulmaya başladı. Ama aslında Abdulmecit'in bahis mevzuu olan gayri resmi çocuğunun kimliği henüz açıklanmadı. Netice padişahın gayri resmi bir oğlu varmış ama kimin olduğunu kimse bilmiyor.

Murat Bardakçı Tarihin Arka Odası isimli programında dedikodulara konu olan gayri resmi "Şehzade'nin" oğlunun bir kuzini ile evlendiğini ve bu yüzden 1924 yılında Hanedan sürgün edilince eşiyle beraber memleketi terketmek mecburiyetinde kaldığını açıklamıştı.

Şimdi biraz dedektiflik ile padişahın gayri resmi çocuğunun kimliğini çıkarmak kolay. Öncelikle konu olan güya şehzade 33 sene hüküm süren Abdulhamit'ten yaşca büyükmüş. Peki Abdulhamit'in doğum tarihi kaç? Demekki 1842'den önce doğmuş olması lazım. Güya şehzade'nin oğluda bir Sultan'la evlendiği için 1924 de sürgüne çıkmış. Hanedan'nın sürgün listesine bakmak lazım. Hangi Sultan'ın eşi gayri resmi bir Şehzade'nin oğlu olabilir?

Zülüflü İsmail Paşa'nın oğlu Ali Haydar Bey büyük bir olasılıkla söz konusu gayri resmi şehzadenin oğlu olabilir.

Montag, 14. Januar 2013

Muhteşem Yüzyıl Dizisindeki Kadınların konumu

Muhteşem Yüzyıl dizisini seyredenler bilir, dizi de ki bütün kadınlar (birtek padişahın kızkardeşleri hariç) erkeklerin ellerinde adeta birer oyuncak. Padişah/Paşa/Bey/Efendi farketmez hatunlarla dilediklerini yapıyor. Dizideki erkek karakterler kadınları ellerinin kiri gibi kullanıyorlar. Peki kadınların bu ahlaksız ve adaletsiz hareketlere tepkileri ne oluyor??? Hiçbirşey, kuzu gibi adamların istediklerini yapıyorlar. Ne güzel değilmi?! Resmen erkekler için hayal alemi. Özellikle saraydaki kadınlar, hani köleya bunlar, azarlandıklarında, hakarete maruz kaldıklarında kendilerini müdafaa edecek tek bir emare yok. Herşeye evet, herşeye amin. Olacak iş mi bu??? Ayrıca dizinin senaristinin bir erkek olması önemli bir unsur olabilirmi?

Tamam, neticede bir dizi, tarihi gerçekleri yansıtmıyor, ama bu diziyi binlerce kişi seyrediyor ve örnek alıyor. Tarihi gerçekleri yansıtmıyor derken, gerçekte Kanuni döneminde kadın hakları ne durumdaydı? Elbette erkeklerin hakkı ve salahiyeti daha fazlaydı, ama öyle erkeğin aklına estiği gibi kadını aşağılaması, zorbalık yapmasıda söz konusu değildi. Özellikle sarayda bu imkansızdı. Sarayda her cariyenin belli rütbesi ve vazifesi vardı. Herkes sıkı kurallara göre yaşıyordu. Rütbelerine göre de nüfuz ve imtiyazları vardı.

Baş Hazinedar Kalfa'dan başlayıp, Kethüda Kalfa, Katibe Kalfa, Hünkar Kalfaları, Orta hizmeti gören kalfalar, Acemi Kalfalar...yani haremde o kadar çok rütbe ve makam varki, avrupa sarayları osmanlının yanında halt etmiş. Katibe Kalfa bile resmi vesikalarda Katibe Kalfa Hazretleri diye zikredilirken sarayda ki konumunu artık siz düşünün. Öyle Ayşe, Fatma gibi basitleştirilmelerinin ne kadar yanlış ve hakaretten başka birşey olmadığı ortada! Ayrıca basit bir köle durumuna düşürülmeleri gerçekten acı verici değilmi?!

Muhteşem Yüzyıl dizisinde koca Osmanlı Haremi bir nevi dişi geyik sürüsü ve haremin efendiside, yani Padişah, erkek geyik olarak tasfir ediliyor. Bütün dişi geyik sürüsü efendilerinin peşinde dolaşıp duruyor. Çiftleşme vakti gelince de erkek geyik gönlüne göre bir dişisini kullanıyor. İşte Muhteşem Yüzyıl dizisinde ki harem ve efendi manzarası.

Bir kadın olarak bu aşağılanmayı kabul etmek ne mümkün. Hatta erkek kadın farketmez, vicdan sahibi bir insan bu ahlaksızlığı ve adaletsizliği gerçekten tasvib edebilirmi?

Belki fransız olduğum için olayı farklı görüyorum. Ama herşeye rağmen osmanlı tarihi ve islam kültürünü okumuş bir insan olarak, gözlerimi bu rezalete kapayamıyorum.

Hürmetlerimle  

Dienstag, 1. Januar 2013

Mahidevran Haseki Sultan'ın ailesi hakkında

Kanuni Sultan Süleyman'ın eşlerinden Mahidevran Haseki'nin gerçek kökeni hakkında bir blog yazmıştım. Şimdi de ailesinin geçmişi hakkında yeni bilgiler edindiğimden bunları herkesle paylaşmak istiyorum.

Ciddi bir tarihçi yeni bilgiler edindiği takdirde düzgün ve detaylı bir araştırmaya başlar. Bu araştırmalarınada tatmin edici bir sonuç elde edene dek devam eder. Bende aynısını yaptım. Gazete de Mahidevran Haseki'nin büyük yeğeni Perizat Temrukoğlu'nun röpörtajını okumamdan sonra, orada verilen bilgiler doğrultusunda araştırmalarıma başladım. Öncelikle Başbakanlık Osmanlı Arşivinde 17. YY. ait bir döküman buldum. Bu dökümanda Kırım Giray Hanlarından birinin Temruk kalesinin tamir edilmesini istediği yazıyor (1). Ayrıca belgede bahis mevzu olan kalenin Kuban nehri kıyısında ve Taman denilen bir yerde bulunduğunu belirtiyor. Hemen internet üzerinden Google Maps yardımıyla yazılan yeri araştırdım ve gerçektende buldum. Taman küçük bir şehir, ayrıca Karadenizin kuzeyinde ve Kırım Yarımadasına komşu olan bir başka Yarımada. Hatta Temruk'un sadece bir kale değil bir şehir olduğunu öğrendim. Şehrin tarihçesini okuduğumda şu bilgileri edindim:

- Moğolların 11. YY. Kuban ovasını istila etmelerinden sonra şu anki Temruk'un bulunduğu yere 1237 senesinde bir yerleşim yeri kurmuşlar.

- 14. YY. ise Moğolların kurduğu yerde Cenovalılar "Copa" adında bir ticaret kolonisi oluşturmuşlar.

- 1483 senesinde ise Kırım tatarları "Copa'yı" istila edip kendi hakimiyetleri altına geçirmişler. Şehrin isminide Tumnev olarak değiştirmişler.

- 16. YY. vardığımızda Çerkez-Kabardey Prensi Temruk İadaroviç (osm. Haydar oğlu Temruk Bey), yani Mahidevran Haseki'nin erkek kardeşi, Kırım Tatarlarının elinde bulunan Tumnev'i Rusların yardımı ile alıp şehrin adını Temruk olarak değiştirmiş. Tatarlar tarafından Kuban nehri kıyısında inşaa ettikleri kaleyi de Prens Temruk dahada büyüterek orada oturmuş. O tarihten itibaren şehrin adı birdaha değiştirilmemiş ve Temruk olarak kalmış.

- Temruk Hanedanı Osmanlıların 17. YY. Kuzey Karadeniz sahillerini hakimiyetleri altına geçirmelerine dek Temruk'daki Kalelerinde oturmuşlar.  

Temruk Şehri


Temruk Şehri ve Taman yarımadası


Mahidevran Haseki'nin ailesinin geçmişini merak eden sadece Temruk şehrinin tarihçesini okumaları kafi. Ayrıca Vikipedi de Mahidevran başlığını kim yazdıysa bilgileri bir an önce düzeltmelerini tavsiye ederim. Ne de olsa insanların yanlış bilgilenmesini istemiyoruz değilmi?!

Bu yaptığım kısa ve çok kolay araştırmayı her Tarihçi, hatta tarihçi olmaya bile gerek yok, herkes yapabilirdi. Birde bazı kişiler "Mahidevran Haseki'nin Arnavut veya Kırımlı olduğunu tahmin ediyoruz" yazıyorlarya - oturup ağlamak mı lazım veya gülmek mi lazım bilemiyorum. Halbuki gerçek ortada.

Mahidevran Haseki'nin babası Prens İdar'ın dokuz çocuğu vardı. Bunlardan en ünlüleri Mahidevran Haseki ve Temruk Bey'di.


Kaynakça:

(1) BOA 26 Rebiulahir 1172 (Hicri) - 27.12.1758 (Miladi)  /  Fon Kodu. C..AS.. / Dosya No. 557 / Gömlek No. 23378

Temruk Şehri'nin Rus Vikipedisindeki Başlığı

06.10.2012 Cumhuriyet Gazetesi / Başlık: İşte Gerçek Mahidevran 

16.12.2012 Habertürk Gazetesi / Başlık: Mahidevran Sultan'ın kanserle pençeleşen torunu (burada haberi yazan gazeteci hata yapmış, torunu yerine yeğeni yazması lazımdı)

Freitag, 7. Dezember 2012

Muhteşem Yüzyıl Dizisindeki Cariyeler

Aslında Türk dizilerini seyretmiyorum, zaten dizi bakmayada zamanım yok. Ama yaklaşık 1 senedir cümle alemin dilinde gezen Muhteşem Yüzyıl dizisine zamanla ilgi duymaya başladım. Herkesten dizi hakkında değişik görüşler işitiyordum. Bende diziyi seyretmeye başladım. Aslında güzel bir dizi, tarihi gerçeklerle hiçbir alakası yok tabii. Fakat insanların tarihe merak duymaları açısından faydalı bir çalışma. Ama diziyi seyrettikce dikkatimi birkaç ayrıntı çekti. Mesela Haremdeki Cariyelerin çoğu Hristiyan. Halbuki Hareme alınan kızlar evvela Müslüman yapılıp isimleride değiştiriliyordu. Ama bu Haremdeki Cariyelerin isimleri Klara, Helena, Diana vs. --- Muhteşem Yüzyıl dizisi tarihi gerçekleri esas almadığından şaşırmamak lazım.

Diğer ayrıntıda hemen bütün Cariyeler Balkanlardan ve çoğu Hırvat. Ayrıca Selamlık'ta yani erkeklerin bulunduğu taraftakilerde Hırvat. Mesela Padişah'ın atlarına bakan Rüstem Ağa'nın Hırvat olduğunu öğrendik. Hayret doğrusu bu Hırvatlar Sarayı adeta istila etmişler. Peki koskoca Padişah Hareminde hiçmi başka millete mensup Hatun yok? Var, var, şimdilerde birde Rumlar baş göstermeye başladı. Kim bilir belki yakında Hırvatları geçip umumiyeti onlar teşkil ederler - nede olsa bu dizide herşey mümkün.


Kanuni Sultan Süleyman döneminde aslında Haremdeki bayanların çoğu Balkan asıllı değillerdi. Çoğu Rusya, Ukrayna, Kırım ve Kafkasya tarafından geliyordu. Çünkü o taraftan gelen hanımlar beyaz tenli, uzun boylu, sarı veya açık kumral saçlı ve renkli gözlülerdi. Ayrıca çok sadık ve vefakar oldukları tesbit edilmişti. Yani genelde Karadenizin kuzeyinden Padişah Haremine Cariye alınıyordu.

Şimdiye dek dizi de ki gördüklerimin çoğu Hırvat olduğundan, acaba Dizi Senaristi'nin veya yapımcılardan birinin aslen Hırvat mı olduğu sorusu aklıma takıldı.

Bu kadar Avrupalı Cariyeler arasında birde Fransız olsun aralarında ne var, o zaman bende diziyi daha büyük bir zevkle seyrederim. Hem oldu olacak birde İngiliz Hatun koyun Hareme, hem bu şekilde diziyi seyredenler azda olsa İngilizce öğrenirler. Biraz hayr işi yapın değilmi.

Ayrıca dizinin hikayeside çok tuhaf ve tarafcı. Mesela Mahidevran Sultan'ın kökeni açıklanmasına rağmen, dizidekiler zavallı kadıncağızı akılsız, vicdansız, kibirli bir cariye olarak göstermeye ısrarla devam ediyorlar. Belkide Çerkeslere karşı bir garezleri var. Tabii bu arada Hürrem'i de güya büyük aşkı ile yere göğe sığdıramıyorlar. Tabii Hürrem aslen Hristiyan ve Mahidevran aslen bir müslüman aileden geliyor, bu bir sebep olabilir. Birde Gülfem Hatun var, o zaten başlı başına bir mesele. Gülfem Hatun'u sessiz sakin, herşeyi kabul eden zavallı biri olarak göstermişler. Hiç Padişahın eşimi değilmi belli değil. Görende Sarayda basit bir hizmetçi zanneder.


Dienstag, 27. November 2012

Sultan Abdulmecit'in israflı kadınları

Padişahların çok evlilik yaptıkları malum, zaten tek eşli bir Padişah hemen hiç yok. Ama Padişahlar arasında eş sayısı bakımından rekoru kıran kimdir? Son dönem için kesinlikle Sultan Abdulmecit. Merhum Yılmaz Öztuna'nın "Devletler ve Hanedanlar" adlı eserinde Abdulmecit'in 23 kadını listelenmiş. Fakat bunların arasında gözdeler de var. Ayrıca hemen bütün kadınlarından çocuklarıda var. Zaten Osmanlı İmparatorluğu'nun son sultanı Vahdettin, Abdulmecit'in 61. ve son çocuğu. Düşünün 61 tane çocuk, baş döndürücü bir sayı değilmi. Ama padişah için bu sorun değil, hatta sevindirici. Çünkü bu şekilde Hanedan'ın devamı sağlanmıştır. Ne yazık ki bu 61 çocuktan sadece bir kaç tanesi hayatta kalmış, diğerleri kundakta veya çocuk yaşta ölmüşler. 
Sultan Abdulmecit'in eşlerinden Şayeste Hanım'ın yaşlılığı

Sultan Abdulmecit'in Avrupa hayranlığı bilinen bir konu. Zaten bu padişahın saltanatı zamanında Islahat Fermanları, veya daha meşhur adı ile Tanzimat devri başlamıştı. Yani Devlet teşkilatı ve Kanunları yenilenmiş ve Avrupaya uyum sağlanmaya çalışılmış. Aslında bu Tanzimat için çok geç kalınmış. Asırlar önce gerçekleşmesi gerekiyordu. Boş yere tarih kitaplarında Duraklama Devri diye yazmıyorlar zaten. Ama padişahlar kendi saraylarında birer mahkum olduklarından Devletin geleceğini teminat altına alan fermanları yazamamışlar. Özellikle Yeniçeriler bu konuda önemli bir faktör. Ama nihayet 19. asrın başlarında Sultan İkinci Mahmut Yeniçerileri ortadan kaldırdı. Devrimci Padişah İkinci Mahmut'un oğlu Abdulmecit de babasının izinde batılılaşmaya devam etti.

Şimdilerde batılılaşma veya Avrupai olmak hep negatif algılanıyor, halbuki esas batılılaşma ileri düzeyde bulunan Devletlerin kanunlarına benzer bir Devlet teşkilatı kurmaktır. O zamanlar insanlar batılılaşmayı maalesef yanlış algılamışlar ve modernliği israf, eğlence ve kültür değişimi olarak yaşamışlar. Abdulmecit de avrupai olmayı bu şekilde algılamış. Bu yüzden devası saraylar inşaa ettirmiş, şatafatlı bir hayat sürmeye başlamış, bol bol alkol içmiş ve haremindeki kadınlarla eğlenmiş. Kızları ve Kadınlarıda aynı Abdulmecit gibi debdebeli bir hayat sürmüşler ve gönüllerine göre eğlenmişler. Abdulmecit'in israf zirvesini Dolmabahçe Sarayı'nın inşaası teşkil etmektedir. Dolmabahçe Sarayı ile koca Osmanlı yabancı Devletlere borçlanmış ve iflas etmiştir. Ama buna rağmen Abdulmecit ve ailesi sazlı sözlü altın yaldızlı hayatlarından feragat etmeyi akıllarında bile getirmemişler. Koca imparatorluğu israflarıyla bir güzel batırmışlar. 
Sultan Abdulmecit'in eşlerinden ve Sultan Vahdettin'in annesi Gülistu Kadınefendi

Abdulmecit'in en israflı kadını Serfiraz Hanım'dı. Bu kadın yalnız israfı ile değil padişahı aldatmaklada meşhurdur. O tarihlerde Saray kadınları gönüllerine göre kupalı saray arabalarıyla gezmeye çıkıyorlardı. Bu gezmelerden birinde Serfiraz Hanım arabasının penceresinden yakışıklı bir ermeni gencine aşık olmuş. Genç kadın belkide ilk defa aşık olmanın nasıl bir duygu olduğunu yaşıyordu. Abdulmecit'le olan ilişkisi daha çok mecburi birşeydi, çünkü onun haremine mensuptu. Serfiraz Hanım, Küçük Fesli diye anılan bu ermeni gencine pahalı hediyeler göndermeye başlamış. Hatta bazı kaynaklara göre gizliden Saraya yanına bile getirtirmiş. 
  
Serfiraz Hanım, ayrı bir köşkte kalmak istediğini rica etmiş, Abdulmecit de sevgilisine şimdiki Yıldız Sarayının bulunduğu yerdeki köşkü hediye etmiş.
Serfiraz Hanım'ın, Abdulmecit'i sevmediği kaynak kitaplardan anlaşılıyor. Mesela padişah, gözdesini görmek için köşküne gittiğinde Serfiraz Hanım: "za Paşa'dan ruhsat almışmı?" diye sormuş ve kocasını içeri aldırmamış.  
Serfiraz Hanım ayrı bir sarayda kaldığı için yanına başka bir erkek alması imkansız değil. Küçük Fesli ile Serfiraz Hanım'ın cinsel bir ilişki yaşadıkları belli değil. Ama Serfiraz'ın genç adama aşık olup hediyeler gönderdiği kesinlikle belgeli bir gerçek. Aldatılan Abdulmecit ise karısının yaptıklarından bir süre habersiz kalmış, ama nihayet sadık hizmetkarları tarafından herşeyi öğrenmiş. Başta inanmak istememiş, ama sonra karısının kendisini aldattığına şahit olunca tabii inanmış. Bundan sonrası tuhaftır. Çünkü Abdulmecit karısını ne idam ettirmiş ne de sürgüne göndermiş, bilakis sarayında tutmaya devam etmiş. Küçük Fesli'yi ise gizliden ortadan kaldırtmış. Yani rezaleti örtbaz etmeye çalışmışlar. Fakat Saray çevresi herşeyden haberdar olduklarından kısa sürede İstanbul halkıda rezaleti öğrenmiş. Aldatılan Abdulmecit ise üzüntüsünden içkide teselliyi aramış ve 38 yaşında veremden ölmüş.

Serfiraz ise yaşamaya devam etmiş ve ihtiyar bir kadın olarak Ortaköy de ki Köşkünde ölmüş. Ayrıca meşhur Enver Paşa'nın eşi Naciye Sultan, Serfiraz Hanımın torunudur.  

Fotoğrafların kaynağı: merhume Leyla Açba'nın Harem Hatıraları isimli anılarındandır.